Aliya İzzetbegoviç’in Türkiye’ye yazdığı mektup…

Saraybosna da yaşanan katliamın ardından geçen süre sonrasında , katliam süresince Türkiye’nin Bosna Halkına yardım dayanışmasının ardından…

Bosna’nın Lideri Bilge Kral namıyla bilinen Aliya İzzet Begoviç’in Türkiye ye gönderdiği O mektup.

 

 

***ALİYA İZZETBEGOVİÇ’İN TÜRKLERE  YAZDIĞI MEKTUP***

Merhaba efendim ben Aliya… Aliya İzzetbegoviç.  Bosna Hersek’in  cumhurbaşkanıyım. sizi Devleti Aliyyenin en güzel şehirlerinden birinden, Bosna Sarayı’ndan, sizin sık kullandığınız Saraybosnadan selamlıyorum. Bu sohbetimizde parçası olduğumuz Avrupa’nın ve batının Aslında ne olduğuna dair bazı tecrübelerimden bahsetmek istiyorum. Belki bilirsiniz Benim dedem Devleti Aliye’nin ordusunda askerlik yapmıştı. Üsküdar’da orada tanıştığı bir Türk kızıyla, yani ninem Sıdıka ile evlenmiş. Babam Mustafa Bey bu evlilikten doğmuş. Biz ailece 1927’ye kadar Bosanski Samac şehrinde yaşadık bu şehir Sultan Abdulaziz zamanında Müslümanlara tahsis edilmiş… Semendirenden gelen Boşnaklar tarafından kurulmuş. ben 2 yaşındayken saraybosna’ya taşınmışız. çocukluğum ve öğrenciliğim Saraybosna’da geçti. bu dönemde yugoslavya’da Kara Corceviç  hanedanı hüküm sürüyordu, bu Hanedan 19. yüzyılda Devleti Aliyyeye isyan eden Sırp Kara Corceviç’in  kurduğu  hanedanlıktı. I Dünya Savaşı’ndan sonra Corceviçler   planlı bir şekilde Müslüman halkını yok etmeye yönelik Politikalar uyguladı yapılan Toprak reformuyla Bize ait 10.000.000 dönüm toprağa el koydular. bir çok zengin aile bir gecede her şeyini kaybetti. Müslümanlar varlıklı uyandıkları günün akşamına fakir bir halk olarak girdi. Bosna’da 3 halk yaşıyordu. Müslümanlar, Sırplar, hırvatlar Aslında onlar bizim Müslüman olarak ayırmıyordu bize Türk diyorlardı. Sırpların  gözünde 1389 Kosova Savaşı’nda orayı fetheden Türkler bizdik… yani Boşnaklar ( sizde sorguladınız mı bilmiyorum ama ben 28 Haziran 1389 ile 28 Haziran 1914 arasında küçük de olsa kurnaz bir bağ olduğunudüşünüyorum. hatırlarsınız 28 Haziran 1914 günü Saraybosna’da bir Sırp milliyetçisi olan Grovrilo Princip’in ateşlediği kurşun I. Dünya Savaşı’nı başlatmıştı.bu Savaşın en önemli amacı ise Devleti Aliyeyi çökertmek ve sömürgecilere karşı direnen son kaleye tarumar etmekti ve bunu başardılar.)

   Boşnaklara sorarsanız tarihi hafızamızda 3 tarihin çok önemli olduğunu söylerler. birincisi 1918, ikisi Devleti Aliye’nin Bosna topraklarından çekilmeye başladığı, Avusturya Macaristan’ın yavaş yavaş hüküm sürdüğü 1878. son olarak da artık Türk hakimiyetinin tamamen son bulduğu ve Sultan Abdülhamit’in resimlerinin asıldı 1908… Babam o günleri gözleri dolarak anlatırdı. Çünkü 1908’den sonra biz Boşnaklar çok büyük sıkıntılar yaşadık, II. Dünya Savaşı’ndan önce Sırplar ve Hırvatlar ülkemizde ikiye ayırmaya karar verdiler. Hangi şehirde kim daha fazla nüfusa sahipseo şehir o devletin olacaktı. Sırp ise Sırbistan’ın, Hırvat ise Hırvatistan’ın. Türklerin yoğun olduğu bölgelerde Türkler Hiç hesaba katılmadan sayım yapılacaktı. Tuhaf olan ise postada en az nüfusa sahip olan milletin Türkler olmasıydı. II ayrışmayı soğuk savaşın sona ermesi ve Yugoslavya’nın dağılması ile yaşadık. Bu yüzyılın Bence en hazin ve en zalim, en yoksul vakitleri  1992 ile 1995 arasında adeta sıkıştırılmış… O felaket günlerdi. hele insanın onurunun tamamen ortadan kalktığı, vicdanın yok olduğu, insanlığın kaybolduğu Temmuz 1995… Efendim Boşnak kime deniliyor? Sırplara ve onları himaye eden avrupalılara sorarsanız Avrupa’ya İslamı yaymaya çalışan Türklere deniyor. Peki Türklere sorarsanız nasıl cevap alacaksınız, çoğunuz boşnakları Müslüman olmuş slav  bir ırk diye tanımlayacaktır. Benim için ırk zaten önemli değil. Hele  1992 ile 1995 arasında yaşadıklarımızdan sonra Boşnak isminin anlamı çok değişti. Ben size Boşnağı şöyle tanımlayabilirim. Kültürünü, dinini, kimliğini sömürmeye çalışan güçlere karşı canı pahasına direnen millet derim ve bu yüzden Türkiye’den bize destek olmak için gelen Savaşçılarda Boşnaktır.Bosna ismini duyduğu an kalbinin bir köşesinde küçücük bir sızı hisseden başka milletlerin insanları da, Dedelerimizin 80 yıl önceye Çanakkale’de ve yemen’de kurmaya çalıştıkları şey Neyse, bizim Saraybosna’da da ayakta tutmaya çalıştığımız şey oydu. Dünyayı sömürgeleştirmek isteyen, bunun için bazen dini, bazen dili, bazen ırkı, bazen mezhebi kullanan işgalcilere karşı, insanlığı, kardeşliği bir arada yaşama idealini korumak için direndik bu idealin adı Bosnaydı. Boğazlı sıkıldı, kurşuna dizildi, aç bırakıldı, tecavüz edildi, yalnız dolaştırıldı ve ölüme terk edildi. O günü hiç unutmuyorum. Yugoslavya’nın dağılacağı belli olmuştu. Slavenya ve Hırvatistan bağımsızlıklarını ilan etti. Avrupalı devletler onları hemen tanıdıklarını açıkladılar. Biz Boşnakların, Hırvatların ve Sırpların birlikte barış içinde yaşayacakları bir Devleti savunuyorduk. Ama Sırplar bizim gibi düşünmüyordu. Yugoslavya’nın hiç parçalanmadan tamamıyla Sırp hakimiyeti altında büyük Sırbistan adıyla devam etmesini planladılar. Kimliğimizi yok edeceklerdi Yugoslavya ordusunun bütün silahlarına, istihbaratının bütün araçlarına el koydular. Bizler bosna-hersek olarak bağımsızlığımızı ilan etmeye kalktığımızda Avrupa bizden referandum istedi. Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatların katıldığı referandumda yüksek oranda evet çıktı. Biz haklıydık ama o gün Sırp askerleri topraklarımızı, devletimizi işgal etmeye başladı. silahımız yoktu, roket atarımız yoktu, uçaklarımız, bombalarımız yoktu. Çünkü hepsini onlar el koymuştu Birleşmiş Milletler’e başvurduk, Avrupa’dan ve Amerika’dan, adaleti, hakkı, hukuku yıllardır savundukları demokrasiyi, Hürriyet hakkını, kendi koydukları ve var olduğunu savundukları ilkelere sahip çıkmalarını talep ettik… Yardım dilendi para ve silahta istemedik. Sadece… Ama sadece Silahsız ve korumasız halkımızı kuracakları bazı tedbirler talep ettik. Çünkü Birleşmiş Milletler bunun için kurulmuştu. Barış’ı, demokrasiyi korumak, soykırımları engel olmak… Toplandılar bir karar açıkladılar. Savaşın üstüne Savaş eklemek istemiyoruz dediler. silah satışına ambargo koydular… Peki bu ne demekti… bütün Sırplar silahlı ydı ama Sırplara direnmeye çalışan boşnaklara silah satışı yasaklanmıştı. Avrupa ve Amerika bosna’daki Müslümanları onların de işi ile Türkleri, sizin deyişinizlede Boşnakları,Elimiz kolumuz bağlı halde düşmanımızın önüne Sürdüler. 1200 gün boyunca gece gündüz Cehennemi yaşadık sesimizi duymalarını bekledik. her gün bizi kandırdılar, her gün bizde aldattılar çare bulmak umuduyla Gittiğimiz her toplantının Aslında düşmanımızı daha fazla zemin hazırlama çabası olduğunu farkettik. Avrupa’nın ne demek olduğunu o zaman daha iyi anlamıştım. Onlar için biz yoktuk. Bir halk sadece Müslüman olduğu için hakkını, hukukunu, demokrasi ile aradığı için katillerin önüne elleri bağlı halde terkedildi. Ben halkımı bir Savaşı’nın yaklaştığına dair ikaz ettim ama İtiraf etmeliyim ki bir savaşın içinde olduğumuzu söylerken bile 20. yüzyılda bir millete soykırım uygulanacağını, hele bunun Avrupa’nın gözü önünde ve her yanında onların göz yumması ile yaşanacağını hiç ama hiç düşünmemiştim. ( soykırım elbette soykırımdır. mesela neredeyse aynı tarihlerde Afrika’da yaşanan ve 1000000 kişinin ölümüyle sonuçlanan Ruanda soykırımı için Fransa devlet başkanı François Mitterand’ın oralarda yaşanan şeyin ciddiye alınmasını gerekli görmüyorum dediğini duymuştum. Çünkü orası Afrikaydı. Yıllarca Fransız ve İngilizlerin sömürdükleri topraklardı. Ben de Fransızların, in İngiliz oralara bu kadar umursamaz baktıklarını biliyordum. Avrupa’da olduğumuz için en azından bir sorumluluk hisedeceklerini düşünmüştüm, yanılmışım.)

    Peki neler oldu Bosna’da, Bosna dört taraftan kuşatıldı, Boşnaklar tarihte eşine az rastlanır bir direniş sergilediler. Kendi tüfeğimizi yapmaya çalıştık, kendi silahımızı üretmeye çalıştık. Şofbenden bombalar, soba borularından roketatarlar yaptık.Savaşı yaşamayan birine Bunları anlatmak zordur, Anlayamazsınız. Dört tarafı dağlarla çevrili bir şehre her taraftan ateş edildiğini düşünün,  Hareket eden her şeyi vurma emri veren bir zihniyet düşünün. Çocuk, kadın, bebek,  yaşlı ayırmayan bir yöntem düşünün, ağır silahlardan 700.000 merminin yayıldığı bir şehri düşünün. Hayal etmeye çalışın milyonlarca boş kovan, elimizdeki insani malzeme tükendi, şehirde gıda bitti, temiz su şebekeleri yok edildi ve gaz kesildi, odun kömürümüz de yoktu. Şehre giriş çıkışta yapılamıyordu. Bu bir kuşatmaydı, Çocuklarımız, bebeklerimiz, yaşlılar açlıktan,  bakımsızlıktan öldüler. Birleşmiş Milletler yardım gönderemiyoruz diye bize 30 yıl öncesine ait konserveleri, pirinç paketlerini gönderdi. O konserveleri sokağa koyduğumuzda kapağı kapalı olduğu halde Köpekler bile koklayıp uzaklaşıyordu. Savaşı yöneten bir lider olarak aldığım en acı haberler kadınlarımıza, kızlarımıza yönelik tecavüzlerdi. Maalesef Bosna’nın her tarafından,Mostar’dan, Srebrenitsa’dan bu tür haberler alıyorduk.Bu Sırp askerlere verilmiş  kati bir emirdi. sırf entelektüellerin teorisini yazdığı etnik temizliği bir parçası olarak yöneticiler tarafından kurgulanmış iğrenç bir plandı. Bir gün Broçka’da 3000 kardeşimizin boğazlayıp Nehri atıldığını öğrendik, başka bir gün toplu soykırım Kosoraz’daDevam etti, peşinden yine Prijedor da ve sonra bütün Bosna’da… Biz Sırplara düşman değildik. Onların yöneticilerinin bize ve ortak yaşama idealine karşı çıkmalarına direniyorduk, yani sırf Devleti’nin takip ettiği işgal politikasına… Ama düşmanımız yani Sırplar doğrudan bizim milletimize düşmandı. Savaşta bile olsak İnançlı bir Müslüman olarak kitap ne emrediyorsa ona göre davranırdık. Bunu insanlık ve islamlık onuruyla, gururuyla söyleyebilirim. Sırplar şehitlerimizi gömdüğümüz mezarlarımızda bile tahammül edemediler, hepsini tarumar ettiler. Sadece mezarlarımızı değil, tarihi eserlerimizi de,  yüzyılların kıymetli Mostar daki köprümüz, Saraybosna’daki kütüphanemiz ki kütüphane Avrupa mimari tarzına göre inşa edilmişti. Yıktılar, yaktılar… Yıkılan 1300 camimizi saymaya gerek var mı bilmiyorum. 200.000 insanımızın öldüğünü, binlerce kadınımıza,  kızlarımıza, çocuklarımıza  tecavüz edildiğini insanlarımızın açlıktan kırıldığını ve yüzbinlerce vatandaşımızın yurtlarından sürdüklerini gördükleri halde Fransa ve ingiltere’nin, Rusya gibi büyük devletlerin ne yaptığını biliyor musunuz, hiçbir şey… Onlardan sadece saraybosna’ya uygulanan ambargonun kaldırılmasını istemiştik güvenlik konseyini topladılar. talebimizi bu modern ve demokratik devletler reddetti. Ben hem onların, hem Sırpların işlediği suçları belki affedebilirim ama söyleyin hangi sabır, hangi İnanç, Hangi vicdan onların kadınlarımıza ve kızlarımıza yaptıklarını affettirebilir. Asla affetmeyeceğim. 

   Bütün bu anlattıklarımdan sonra batının ve Avrupa’nın Bosna’da yaşanan soykırıma müdahale etmediğini söylemiyorum yanlış anlaşılmasın Onlar bu soykırıma doğrudan ve Çok etkili bir şekilde müdahale ettiler. sırplara yapabilecekleri her türlü yardımı yaptılar, boşnakları elleri kolları bağlı bıraktılar Ve sonunda zeminini hazırladıkları Müslüman kıyımını oturdukları yerden seyrettiler. Saraybosna’yı, Mostar’ı gezerken göreceksiniz Bizim şehirlerimizde hiç park yok. Bütün parklarımız şehitlerimizin istirahatgahı olmuştur. Boşnakların en mahir olduğu işaretler den biride mezar taşlarıdır.Bu sözün ne anlama geldiğini şehirlerimizin dört bir köşesinde karşınıza çıkacak şehitliklerimiz de göreceksiniz. Dünya Bosna’yı, o mucizeyi ve onurlu direnişiyle hatırlasın. istesem de bizim yüreğimizde sakladığımız ama yine de yüzümüze yansıyan şey acıdır. Lütfen bu sözlerini ile Bize acı manız gerektiğini düşünmeyin. Çünkü bahsettiğin bu hoca ancak bir boşluğun anlayabileceği bir histir. Biz acınacak bir millet değiliz, Aksine bastığımız her adımda gururla yürüyoruz. Size Bosna hakkında anlatmak istediğim son şey çoğumuzun üstünkörü bildiği bazı detaylarına vakıf olmadığı Srebrenitsa olayı hakkında… 

    Bir insanın hayatında karşılaşabileceği en aşağılayıcı, en zalim, en adi günlerin yaşandığı katliam. İnanın o gün Srebrenitsa’da binlerce Boşnak kardeşimize, Allah’ın kitapta bize anlattığı Cehennemi tarif etseniz, onlar o cehenneme sığınmak için ne yapmaları gerekiyorsa mutlaka yapardı ama buna bile fırsatları olmadı. Srebrenitsa, Sırbistan sınırına yakın  olan bir şehrimizdir. Birleşmiş Milletler savaş devam ederken burayı güvenli bölge ilan etti ve Hollandalı bir askeri birliğe 5 kilometre yakınına Potocari deki kampa yerleştirdiler…Şimdi dinleyeceklerinizi lütfen yüzlerce yıl önce yaşanıp bitmiş bir hadise olarak dinlemeyin.Henüz 20 yıl önce yaşanmış ve etkileri hala devam eden çok taze dramdır. bölge ilan edilen yerde Avrupa ilkeleri gereği insanlar silahsızlandırılır, Boşnak kardeşlerimizle Avrupa’ya güvenerek ve artı NATO, Birleşmiş Milletler gibi kurumların koruması altına girdiklerini düşünerek silahlarını teslim ettiler fakat 1995 temmuzunda Sırplar, Ratko Mladiç’in komutasında Srebrenitsa’yı abluka altına aldı. dağlardan sivil insanlara tanklarla, toplarla saldırmaya başladılar. Çevre kasaba ve köylerdeki vatandaşlarımız büyük bir korkuyla güvenli yer bildikleri Srebrenitsa’ ya sığındı.şehrin nüfusu bir anda arttı. Artık bırakın evleri sokaklarda bile yatacak yer kalmamıştı. Mladiç bir insanın asla yapamayacağı bir planla silahsız ve korunmasız bu insanların üzerine ateş kustu. Binlerce Boşnak canını kurtarmak için Potocari de ki bu kampa sığındı. Çayır boşaltılmış 20.000 masum sivil halk bu kampın etrafına kaçmak zorunda kaldı, bir kısmı ormana dalıp Tuzla’ya varmak istedi olmadı. Mladiç Srebrenitsa’ ya girdiğinde yıkılmış ve yıkılmış evler, camiler, okullarla karşılaştı sokaklarda tek bir insan bile yoktu. Caddelerde, sokaklarda büyük bir keyifle gezerken Nihayet Türklerden kurtulduk Şimdi Avrupa’dan da tamamen bitirme zamanı geldi diye söylediğini duyar gibiyim. bugün Almanya’ya  gitseniz vatandaşların yüzlerine baksanız, Yahudi soykırımı sırasında yaşanan insanlık dışı olayları bu insanların yaptığına inanır mısınız? Ben inanmıyorum. Tıpkı şimdi sokakta karşılaştığım bir Sırpın o gün Srebrenitsa’da yaşananları yapmayacağına inandığım gibi…Ama yaptılar, maalesef yaptılar.  Mladiç askerleriyle Potocari de ki  kampa geldi, kampa silinen bütün sivillerin kendisine teslim edilmesini istedi. O gün orada bulunmalarının tek sebebi Silahsız ve korumasız halde olan halkı korumak olan Hollandalı komutan maalesef hiç direnç göstermeden hepsini Mladiç’e teslim etti… Şimdi gözlerinizi kapatın ve erkek, kadın, çocuk,  yaşlı 20.000 kişinin aynı anda bizi teslim etmeyin, öldürecekler diye yalvardığını düşünün nasıl hüzünlü ve uğultulu bir ses değil mi mahşer yeri denilen bu olsa gerek… Bu sesi umursamamak için ne kadar zalim olmanız gerekir. Bir fikriniz var mı? Birleşmiş Milletler barış gücü komutanı Fransız General Bernard Janvier ve Hollandalı general Thom Karremans olsaydınız bir fikriniz muhakkak olurdu. Bombardımanın altındaki güvenli bölgeyi korumak için tek bir adım bile  atmayan bu beyler 20.000 masum sivili o gün teslim ettiler. ATO’ya bağlı uçakların karargahtan havalandığını ama İtalya üzerindeyken yeni bir emirle geri döndüğünü artık hepimiz biliyoruz. Peki o gün orada neler oldu. Size söylemiştim bize yapılan her şeye affedebiliriz ama kadınlarımıza, çocuklarımıza yapılanları asla affetmeyeceğiz. 9 yaşında henüz  ergenliğe girmemiş bir erkek çocuğu düşünün, yanında annesi var. Sırp asker çocuğun kafasına silah dayıyor çıplak koydukları annesine tecavüz etmesini istiyor. Onların istediğini yapmayan çocuğun kafasına Kurşun sıkıyor, bu sırada Hollandalı barış gücü askerleri de kulaklarına taktıkları kulaklıkla müzik dinliyor. Bir kadın 5 yaşında kız çocuğunu kucağına almış bu halde bile o kadının Ellerini ayaklarını iki yana açarak tutuyorlar üçüncü bir kişinin tecavüzüne yardım ediyorlar. Bu sırada Birleşmiş Milletler’in komutanı Mladiç’le aynı masada bira içiyor… bir bebek kampın etrafındaki binlerce insan gibi ağlıyor o ses askeri rahatsız ediyor. Çocuğu susturması mı söylüyorlar, kadın bebeğini sarıp sarmalıyor susturmaya çalışıyor ama başaramıyor, Asker sen susturamazsan Ben sustururum diyerek elindeki bıçakla bebeğin dilini kesip yere atıyor…

   Türk’ün evladı, Ben Aliya… Boşnakların içinde herhangi biriyim. o gün bütün Avrupa bizi yalnız bıraktı 3 gün içinde 8372 vatandaşımızı katlettiler ve toplu mezarlara gömdüler. Binlerce kadınımız da tecavüz ettiler, binlerce çocuğumuzu yetim bıraktılar. Henüz mezarlarını bulamadığımız kaç kardeşimiz daha var bilmiyoruz… Önce hepsini sıraya dizip öldürmeye başlamışlar… Elinize kazma kürek verildiğini, çukur kaldırıldığını sonra kafanızda bir kurşun sıkıldığını düşünün… Biraz zaman geçince bu işin çok uzun süreceğini anlıyorlar, Bu kez yirmili, otuzlu, kırıklı gruplar halinde daha büyük çukurlar kazdırıyorlar, vatandaşlarımızı bu kuyuların içine atıp üstlerine kurşun yağdırıyorlar. Bu kez de çok kurşun harcadıklarını anlayıp başka bir yola başvuruyorlar. Çukurlara doldurulan kardeşlerimizin üstüne bomba atıp onları paramparça ediyorlar…Onların mezarlığını Biz bulamadık kelebekler buldu… Mavi kelebekler sadece toplu mezarların olduğu yerde biten bir çeşit bitki ile beslendikleri için bazı bölgelere kümelendiklerini anladık.Nerede mavi kelebekleri gördüysek orayı kaldık binlerce şehidimizi çıkarıp Potocari şehitliğine defnettik… Biz Bosna’da kendi Devletimiz olsun demedik, onlar dediler. Biz bunu da sadece bizim kimliğimiz olsun demedik, onlar dediler. bizim Bosna’da savunduğumuz şey batının tüm dünyaya göğsünü gererek anlattığı Helsinki nihai senediydi, Paris şartıydı… 100.000 canımızı kaybettiğimizde, binlerce kadınlarımız karınlarında hocalarını öldüren askerlerin bebekleri ile terk edildiğinde,29 günlük bebeklerimiz öldürülüp toprağa düştüğünde Avrupa’nın anlattığı şeylerin koca bir yalan olduğunu anladık. Amerika başkanı George Bush’a toplama kamplarını, tecavüzleri,  ambargoyu delilleriyle gösterdiğimde, verdiği tepki dünyanın nasıl yönetildiğini öğretti bana… Petrol için Irak’ a bir gecede Savaş açan Ama buna demokrasi kılıfı uyduran, yıllarca Afganistan’da, Pakistan’da, Afrika’da, Filistin’de, Hindistan’da askeri operasyon yapan Amerika başkanı anlattıklarımı dinledikten sonra tek bir cümle söyledi’’ Bosna Bizim meselemiz olamaz o Avrupa’nın iç meselesi’’.

   Ben Aliya İzzet Begoviç unutma Türk evladı Sömürgeciler bütün ilkeleri kendi menfaatleri için koyuyorlar, onların demokrasi dedikleri, Hürriyet dedikleri, aidiyet dedikleri ilkeler… Saraybosna’da, Srebrenitsa’da, Mostar’da toprağın altına gömüldü. hem de çok acı hatıralarla, Biz kendi çocuklarımız en azından tebessüme debisinin erdiye yaşadıklarımızı yeni  nesillere anlatmıyoruz. Ama Sen bizim yaşadıklarımızı sakın unutma. Onlar askerleriyle, basın ve medyasıyla, kurumlarıyla çok güçlüler, Sen onların güçlerinden değil iki yüzlü olmalarından kork. Biz senin kardeşin olduğumuz için öldürüldük, boğazlandık, tecavüze uğradık… senin hafızana sahip olduğumuz için toplu mezarlara gömüldük, yok edildik…

    Türk’ün evladı Bizim korumaya çalıştığımız sancak; Yemen’de, Çanakkale’de, Filistin’de, Kırım’da, Açe’de, Türkistan’da korunmak istenen sancaktı… O ne bir dilin, bir mezhebin sancağıydı. İnsanlığın, insan olmanın temsiliydi.Sömürgecilerin karşısında sakın yere düşme. Biz Çanakkale’den sonra direnişi devam ettiren nesiliz sen  direnişin değil, dirilişin nesli olacaksın. Korumak için değil, düzen kurmak için çalışacaksın. Sen varsan biz olacağız, Sen ayaktaysan biz yaşayacağız… Ama unutma sömürgeciler seni tamamen Asya’ya sürmek için planlarını yavaş yavaş  işletecekler… Birgün Sıra sana da gelecek Seni yok etmek için 1 yıldır hazırlananlar bir gün bile durmadan çalışıyorlar. Sen Türksün bir ırk, bir din, bir mezhep olamazsın… Batı Haçlı seferine düzenlerken Arapları Arap demiyordu Türk diyordu. Çanakkale’de Kürtleri boğazlarken onlara Kürt demiyordu Türkler diyordu… Ne zaman ki onların çıkarları için yeni devletlere ihtiyaç duyuldu, Arap’a Arap, Kürt’e Kürt demeye başladılar. seni ondan, onu senden ayırmak için gece gündüz çalışıyorlar…

Reklamlar

   Türk’ün evladı… Biz boşnağız ama Türk’üz sen de kalbimde taşıdığım acıyı, taşıdığın kadar Boşnak’sın.Utanacak tarihimiz, Saklayacak hafızamız yok. Sırplara karşı sorumlu olduğumuz için değil, yasayla zorunlu kılındığı için değil…Kimimiz dinimiz, Kimimiz kimliğimiz, Kimimiz milletimiz, Kimimiz kitabımız, Kimimiz ahlakımız sebebiyle vicdan sahibi olduk… birileri öyle istediği için değil.Vicdan bunu tarif ettiği için hiçbir milletin diline, dinine, mezhebine, karışmadık, mezarlarını çiğnemedik, ibadetlerini yıkmadık, kadınlarına tecavüz etmedik, bebeklerini boğazlamadık… Sen var olmak zorundasın, Bu yüzden bir ve beraber olmak zorundasın, sömürgecilerin tezgahı ile saflara ayrışmamalısın…

   Türk’ün evladı onların bize yaptıklarını ve sorumluluğunu sakın unutma bizi de unutma… Ben Aliya…

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                Aliya İzzetbegoviç.

 

admin

Markamız panelinde doğrudan bir bilim ayracı bulunmamaktadır. Doğru, verimli, kültürel hazineleri olan her konu ve konumda size bilgi aktarımı sağlamaktır. Aslında amacımız oldukça nefis... Sizlere ulaşmak , değerli vaktinize değer katmak .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir